Ana Sayfa » Haberler » Ahıska Türkleri » Ahıska’ya dönüş yalan mı oldu?
Bir internet siteniz olsun ister misiniz?

Ahıska’ya dönüş yalan mı oldu?

Bu hafta Avrupa Konseyi bahar dönemi toplantılarıydı. Dünyanın birçok ülkesinden gelenleri insan hakları ihlallerinin taşındığı sorunlara çözüm arandığı dönemdir bu hafta. Aynı zamanda Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) genel kurulunda ülkeler üzerine hazırlanan raporların konuşulduğu ve çeşitli kararlar alındığı bir haftadır. Türk televizyonlarını açıp haberlere bakanlar Avrupa Konseyi adını sıklıkla duydular bu hafta. Türkiye’yi de Gürcistan düzeyine indirerek izleme kararı alındı bu hafta, bu mecliste. Unutmayalım Türkiye’nin kurucuları arasında ve 2010-2012 yılları arasında da Mevlüt Çavuşoğlu’nun başkanlığını yaptığı bir meclistir AKPM.

Daha haftanın başında açılış konuşmasını yapan AKPM başkanı İspanyol Pedro Agramunt sivillere kimyasal silah kullandığı tespit edilen Suriye devlet başkanı Beşar Esad’ı birkaç hafta öncesine ziyaret etti diye adamı yerden yere vurdular. Kimdi bunlar? 47 daimi 7 de fahri üye ülkelerin milletvekilleriydi. İnsan Hakları temelleri üzerine kurulan bir dünya örgütünü, insan haklarını çiğneyen bir diktatörü ziyaret eden başkanlarını affetmiyor istifaya çağırıyorlardı. Oturuma ara verdi geri dönüp bir daha oturum yönetemedi başkan Agramunt.

Ertesi gün Türkiye raporu müzakere edildi ve Türkiye 14 yıl aradan sonra ilk defa izlenmeye alınma kararı çıktı.

İşte böyle bir hengâmede bende karınca kararınca, kendi çapımda yapa yalnız Vatana Dönüş Mücadelemiz başta olmak üzere, Ahıska Türklerinin dünya üzerinde yaşadığı sürgün ve İnsan Hakları ihlallerine maruz kaldığını anlatmaya çalışıyorum.

 

ANA GÜNDEM VATANA DÖNÜŞ

Bildiğiniz üzere 1999 yılında Gürcistan’ın Avrupa Konseyi’ne üye olması ile birlikte Ahıska Türklerinin (Mesket Toplumunun) yurda dönüşünü sağlayacağını taahhüt etmişti. Aradan 18 yıl geçmiş olmasına rağmen bu sözleri yerine getirmeyen Gürcistan hem Avrupa Konseyi’ni hem de bizi oyalamaktadır diyerek elimizdeki argümanlar ve daha önceleri yapmış olduğum saha çalışmalarından hazırladığımız raporlarımız ile haklarımızı aramaya çalışıyorum.

En önemlisi de Avrupa Konseyi’nin Ocak 1999 tarihinde AKPM’nin almış olduğu 209 nolu « 10.2 » maddesinin « e » bendindeki kararının uygulaması için gerekli girişimlerin başlatılmasını ve Gürcistan üzerinde baskı oluşturulmasını talep ediyoruz.

 

VATANA DÖNÜŞ YALANI BAŞLIĞI BİR ANDA YIKTI BENİ

Avrupa Konseyi üye ülkeleri izleme komisyonu sekreterliği önemli bir organdır. Tüm raporlar bu bürodan çıkar. Sekretarya şefi bir Fransız bayandır (Madame Ravaud) yakın tanışırız, yaşlı ve oldukça tecrübeli biridir. Ancak asıl işleri yürüten yardımcısı Hollandalı Bas Klein’dir. Uzun yıllardır tanışırız. Bir ay kadar önce 28-29 Martta Tiflis’e gideceklerdi. Strasburg’da 3 saatlik bir çalışmamız olmuştu. Uzun uzun bilgilendirdikten sonra bana “Sizin Gürcistan temsilciniz toplantıya katılsın bu bana anlattıklarınızı oradaki raportörlere ve diğer katılımcılara da yerinde anlatmış olun ki etkili olsun” diye de bir önerisi oldu. Bende bu konuyu hem diğer Vatana dönüş için uğraşan STK’lara hem de genel başkanıma ilettim. Maalesef katılan olmamış bizden…

Bu konuyu yeniden görüşüp Tiflis’teki olan biten hakkında beni bilgilendirecekti. Randevuma gittim. Bas Klein’in bürosundayım, önünde birçok dosya, bizim iddia ettiğimiz konuların hep tersi veya bahaneye büründürülerek resmileştirilmiş hali. Gürcistan devleti çok güzel çalışma yapmış, bizim gerçekleri Avrupalılara karşı çürütmeyi başarmıştı.

Bismillah deyip tekrar kolları sıvadık ama bu defa toplantıya katılanları elimdeki doneler ile ikna etmeliydim. Karşımdaki insanlar oldukça profesyoneldi. Yalan yanlış bilgilere aldanmazlar. Ellerinde saptırılmış gerçekler vardı. İşimin oldukça zor olduğunun farkındayım. Hantallaştık, kilo fazlamız var fizikken rahat değilim zaten. Sıkıştım, derken ter kana battım gerçekleri karşımdaki kişilere anlatana kadar. Ceketimi çıkaracağım ama ter gömlekten çıktı çıkaramıyorum. Ha bire önümdeki şişeden su içiyor, nefes alıyor, Ahıska’daki İnsan hakları ihlallerini, Azerbaycan’daki durumu yok Rusya’dan gelenlere çıkarılan zorlukları anlatmaya çalışıyorum. Elimdeki belgeleri de ortaya koyarak.

Toplantıya girerken yüzlerdeki olumsuz ifadeleri lehimize çevirmeyi başarmıştım. Ardından diğer bir görüşmem vardı. Avrupa İnsan Hakları Komiseri ile sadece 15 dakika görüşeceğim daha sonra yardımcısı ve Gürcistan üzerine görevli asistanı ve diğer yetkililerden oluşan heyete bilgi vereceğim. Araya 1 saat zaman koymuştum. Birinci katta olan kafeteryaya inip biraz rahatlanmam gerekiyordu. Tam iniyorum telefonu elime aldığımda mesajlar arasında Veysel Ahıskalı’nın “Ahıska’ya Dönüş Yalanı” başlıklı yazının onayı isteniyordu. Okumadan onayladım. Veysel’in kalemine güveniyorum, ne yazsa sorun olamazdı benim için. Öyle düşünüyordum.

 

YÜREĞİME HANÇER SAPLADIN VEYSEL

Veysel Veysel’i daha Üniversite’ye yeni başladığı yıllardan tanırım. Çok sivri kalemi vardı. Kime dokundursa acıtıyordu. Nedense bana çok güveniyor, ağabeylik yapmaya çalışıyorum ve nasihatlarımı harfiyen dinliyor, kendisini yazı stilinde olsun araştırmada olsun hızla geliştiriyordu.

Gün geldi “Boynuz kulağı geçer” misali bazı yazılarını gıpta ile okudum, takdir ettim defalarca. Birçok konuda farklı düşünsek de iletişim kurarak anlaşma yolunu hep bulduk. Dolayısıyla kaleminin sivri ucu bana hiç yönelmemişti. Zaten kendisini geliştirdikçe kaleminin sivri ucu da normalleşmeye başlamıştı.

Peki neydi Veysel Veysel’in (Ahıskalı) bu ani çıkışı. Anlamaya çalışıyordum.

Lavaboya gidip ceketimi çıkarıp, eli yüzümü soğuk su ile yıkadıktan sonra şöyle 10-15 dakika düşündüm. Çünkü daha bir gün öncesine Tiflis’ten gelen ve DATÜB sitesinde yayımlanan bir yazı vardı. Haftalar öncesinde yazılması gereken yazı neden bugünlerde yayımlanıyordu? Acaba Veysel’in bu çıkışı ile bu yazının aynı anda üst üste gelmesi tesadüf müydü? Çünkü her ikisi de yüreğime hançer gibi saplanmıştı.

Kafam allak bullak oldu bir anda. Nefes alayım derken beynimi kemiriyorum.  O an telefonu çevirsem oldukça kırıcı olacaktım. Sabırlı olarak gerçekleri ve olan biteni birinci ağızdan öğrenmeliydim.

Kafeteryaya gidip bir çay alıp geçip bir köşeye oturdum. Veysel’in yazısını okudum. Az da olsa niyetini anladım. Telefonu çevirdim Veysel karşımda, yumuşak bir girişten sonra randevu saatim gelinceye kadar konuştuk. Veysel’i anlamıştım yazının devamı olacağını diğer yazıları da okuduktan sonra kendisini daha iyi anlayabileceğimi söylüyordu. Ama ben ısrarlıydım yazının başlığı “Ahıska’ya dönüş yalanı” hançer gibi yüreğime saplanmıştı. Hançeri geri çıkarsa da yaramın iyileşmesi uzun bir süreç alacağını ifade ederek vedalaşıp telefonu kapattık.

İkinci randevuya geçtim, ama tüm konsantrem bozulmuştu artık. Ben ne için çalışıyorum bir yalan için mi? diyerek. Randevuda kendimi fazla ifade edemezsem de hazırladığım dosya yetkililerin hoşuna gitmişti.

Akşam oldu yattığımda gözümü uyku tutmadı, bir tarafta yıllarca beynime işleyen bir davam vardı, onun için çırpınıyorum, öte tarafta en güvendiğim bir kalem çıkmış davamın yalan olduğunu yazıyordu. Bu kalem yalnız olsa ona da eyvallah diyeceğim. Çünkü biz bu davamızda içimizdeki vatan karşıtları ile de ayrı bir savaş veriyorduk.

Ama neden Veysel?

İşte bunu hala kendime anlatamıyorum…

 

Ahıska Türkleri'ni biliyor musunuz?

Yazar: Burhan Özkoşar

Dünya Ahıska Türkleri Birliği Avrupa Temsilcisi / Gazeteci

Buna da göz atmak ister misiniz?

Bursa’da yaşayan Ahıskalılar kahvaltıda buluştu

Gemlik Belediyesi ve Gemlik Kent Konseyi tarafından düzenlenen 3. Uluslar arası Gemlik Zeytini Festivali’ne katılmak …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir