Ahıska TürkleriHaberlerKöşe YazısıManşet

Bir Küçük İğne

Bugün size eski bir hikayeden bahsedeceğim. Ahıskalı Gençler Birliği’nin internet sitesinde yer alan bir yazı sonrası bu hikayeyi dillendirme zamanı diye düşündüm. Biliyorsunuz Ahıska Sürgünü ile ilgili son dönemde bilgi kirliliğini bilerek veya bilmeden yaratan insanlar var. İşler bazen öyle bir hal alıyor ki insanların aklı karışıyor. Çünkü gerçekten bazen beyaz ile siyah yer değiştiriyor. Ben size beyazın siyahla yer değiştirdiği bir günden bahsedeceğim.
BİR KÜÇÜK İĞNE
2014 Kasım’ını Çorum’da geçirmiştik. Yoğun da geçmişti. Ahıskalı Gençler Birliği için Başkan’lık seçimi yapılacaktı ve biz baya yorgun düşmüştük. Hele de bizim odamızın misafiri eksik olmazdı. Misafirler gittikten sonra da genel anlamda Azerbaycan siyaseti üzerine sohbet ederdik Orhan Ulfanov ile. Sanırım o üç günlük programda toplamda 10 saat uyumamışızdır. O yoğunlukta görme imkanım olmamıştı konuya bahis yazıyı.
 
Sonra aradan bir yıl geçti.  Aralık ayının sonlarına doğru Al Jazeera Türk’te yayınlanmış bir araştırma dikkatimi çekti. Araştırma doğrudan biz Ahıska Türkleri’ni ilgilendiriyordu. Burhan Ekici isimli gazeteci tarafından yapılan röportajda Ahıska Sürgü’nünde 15 yaşında olan Aslı İskenderova isimli Ahıskalı bir büyüğümüzün anlattıkları yer alıyordu. Kendisi başından geçenleri anlatmış ve bu doğrultuda Burhan Ekici de haberleştirmişti.
 
Bizim için önemli bir kaynak diye düşündüm. Önemli bir gelişmeydi. Böyle haberlerin tarihi olmaz. Tarihe not düşmektir. Sürgünü 15 yaşında yaşayan bir insanın anlattıkları önemlidir. Hemen Alem Haber’de paylaştık haberi. O dönemde pek yapmadığım bir şeyi yaparak bize bağlı olmayan Facebook sayfa ve gruplarında da bu haberi paylaştım. Paylaşım yaptığım yerlerden biri ise Ahıskalı Gençler Birliği’ne ait gruptu. Yazı onaylanmadı aradan bir kaç gün geçmesine rağmen. Sesimi çıkarmadım. Çünkü sayfayı aşağı doğru taradığımda sadece kendi haberleri vardı. Bende kurumsal olarak haber paylaşıyorlar diye düşündüm. Tam gruptan çıkarken bir bildirim geldi. Ahıskalı bir isim Ahıska Türkleri ile doğrudan ilgili olmayan bir konu hakkında bir dergide yazı yazmıştı. O yazının linki. Yazıyı okuma merakıyla linke tıkladığımda link beni derginin satın alma sayfasına yönlendirdi. Bir an durdum. Benim yaptığım Ahıska Sürgünü ile ilgili paylaşım silinmişti ama bu satın alma linki onaylanmıştı. Sinirlendim.
 
Al Jazeera bugün Dünya’da ki en büyük haber ajanslarından biridir. Kaldı ki Al Jazeera’nin büyük ya da küçük olması da önemli değildir. Ahıska Sürgünü’nü yaşamış bir insanla yapılan röportaj nasıl olur da yayımlanmazdı? Kimseye bir laf atma, kimseyle bir polemiğe girme derdi yoktu! Haber Ahıskalı Aslı Nene’nin yaşadıkları üzerine yazılmıştı. Ama yazıda ki ibare açıktı. Aslı Nene yaşadığı sürgün için 14 Kasım 1944 tarihini işaret etmişti.
 
Önce söz konusu olay ile ilgili Halkla İlişkiler’den sorumlu Cemalettin Şahbazov ile görüştüm. Kendisinin böyle bir şey yapmadığını, olaydan haberi olmadığını öğrendim. Oturdum bilgi amaçlı bu olayı Denetleme Kurulu’na yazdım. Hiçbir ceza istemediğimi sadece bilgi almak maksadıyla bu dilekçeyi yazdığımı belirttim ve arkadaşım olan AGB Denetleme Kurulu Başkanı İlgar’a bunu gönderdim. Önce süre istendi. Tamam dedim. Muhatap olanlar öğrenci sonuçta. Olabilir gerçekten sınav dönemiydi. Aradan zaman geçince tekrar aradım İlgar’ı. Zor da olsa yarım yamalak bir cevap aldım. Yazıyı kaldıranı öğrenmiştim artık.
 
Şimdi sormak istediğim şu: Gözünde ki kin ve hırs duygusu ile Ahıska Sürgünü’nü yaşamış canlı bir tanığın anlattıklarını sansüre uğratan bir kuruma, bir insana iğne de çuvaldız da batırmak hak değil midir?

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir