Biz Nerede Kaybettik?

Yazının başlığını soru işaretiyle koymayı hiç sevmezdim, fakat bu gün bunu yapmaya mecbur kaldım. Biz nerede kaybettik? Bu sorumu Ahıska Türklerinin devamlılığını sürdürmesi açısından nerede kaybettiğine ışık tutmak ve kendi kanımca buna bir açıklama yapmak amacıyla sordum.

14 Kasım 1944 (Bazıları için 15, diğerleri için 16, ama beni bu gün araştırma yaparken hüzünlendiren  kahramanım için ise 17 kasımdı. Çünkü, “doğum günüm günü tren yola çıktı, geçen sene evimizin önünde ateş yakıp “eştaşlarımla” bir araya gelirken, şimdi ise vagonun içindeki “pecin” etrafında toparlandık”- dedi kahramanım) günü Ahıska Türkleri için verilen karar yüzlerine söylenmişti; “gidin hazırlanın gidiyorsunuz”. Yaşları 15`e kadar olan çocuklar, savaştan elini, kolunu, bacağını kaybederek gelen, hala travmayı atlatamayan gaziler, 55-60 yaş üstü dedeler, tabii ki belki de hayatında bir Rus askeri ile hiç bir zaman karşılaşmayan Ahıskalı kadınlar gitmişti toplantıya. Sadece bir şeyi biliyorlardı, ölmemek istiyorlarsa ellerinde ne varsa yola hazırlamaları gerekti.
Yukardaki bilgiyi sadece o geceyi hatırlatmak için yazdım, şimdi ise gelelim nerede kaybettiğimize. Ahıska Türkleri o gece tüm diğer halklar gibi sürgüne maruz bırakılmışlardı. Her neyle olursa olsun bir halk aldatılmış, İkinci Dünya Savaşı ile korkutulmuş, dağlardan çöllere dökülmüştü. Eğer nüfusunun çoğunluğunu şehir ehli teşkil eden Kırım Türkleri Sovyetlerin bu zülmünden kurtulamamışsa, Ahıska Türklerinin de kurtulması mümkün değildi. Zaten 1938 olayları halkın kaymak takımını elinden almış, halk sadece savaşa yararlı kitle haline getirilmişti. Yazılanlara baktığımızda 40 bin kadar kişi askerde, geridekiler de onları gıda ve giyim kuşamlarını temin etmekle meşguldu. Bu da yetmiyormuş gibi sürülecekleri tren yolunu kendi elleriyle inşa ediyorlardı. Ahıska Türkleri Orta Asya`ya geldikleri ilk günlerde zaten nüfusunun %20`ni yollarda kaybetmiş, hiç görmedikleriaşırı soğuk ve akabinde de aşırı sıcakların tesiri yanında açlık nedeniyle kitlesel ölüme mahkum bırakılmışlardı. Kitlesel dememin nedeni, her hafta onlarca kişinin mezarı başında bulunmalarıydı. Buraya kadar gelmişken bu dönemle ilgili şu notları düşmek istiyorum:

  1. Ahıskalılar, Sovyetlerin diğer tüm bölgelerine kıyasla Ahıska`da iyi bir ekonomiye sahiplerdi.
  2. Nüfusa bakıldığında, diğer halklarla kıyasla nüfus oranına göre ikinci dünya savaşı sırasında en çok askere evlatlarını gönderen halkdı. (Halbuki savaşa kadar askere dahi alınmıyordu.)
  3. Ahıska Türkleri kendi yurtlarından kesinlikle aldatılarak çıkarıldılar. Çünkü bir kaç ay sonra geri getirilecekleri açık şekilde söylenmişti veya Almanlar artık çok yakında ve kısa sürede saldırarak sizleri öldürebilir ifadeleri ile korkutulmuştu.
  4. Tren yolculuğu sırasında ölenlerin bugüne kadar mezarları hala belli değildir.
  5. Yolda insanlara verilen gıdanın içeriği ile ilgili net bilgiler elde edilememiştir.
  6. Ural`da eşalondan ayrılarak ölüme terk edilen vagonda hangi köyün insanlarının olduğu, vagonun sonraki halinin ne olduğu, Sovyetlerde bununla ilgili tutanağın tutulup tutulmadığı belli değildir.
  7. Edinilen bilgilere göre askerden kaç kişinin yaralı veya sağ geri döndüğü net bir şekilde belgelenmemiştir.

Orta Asya`daki Ahıska Türklerinin yaşamlarına kısaca değinecek olursak; 1944 – 1956 yılları arasında sıkıyönetime tabi tutulan Ahıska Türkleri bazı köylerde Kırım Türkleri ile birlikte ölülerini aynı mezarlığa gömmekte ve yakın gelecekte Vatana (Ahıska`ya) geri döneceğine umud etmekteydi. Kırım Türkleri de mezarlarını ayırarak ölülerini farklı bir yerde defnetmiş ve geri geldikleri zaman mezarlarını ziyaret edeceklerini düşünmüşlerdi.
Gelelim nerede yanlış yaptığımıza:

  1. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan`da yaşayan Ahıska Türklerinin bir kısmı 1956 yılından sonra Ahıska`ya daha yakın olmak için Azerbaycan`a göç eder (Hala Azgur`dan Ahıska bölgesine girişlerde kimlik kontrolü vardır. Ahıska Türkleri ziyaret etmekte bile zorluk çekerler). Kırım Türkleri ise Kırım toprakları için mücadele eder ve fazla olmasa da bir kısmı Kırım`a göç eder, soyad değişmez, kimliklerini kaybetememeye çalışırlar.
  2. Sovyetler dağılır, eski Sovyet ülkeleri karışır, bundan yararlanabilen halklar haklarını geri alır.Biz Vatan Cemiyeti kurarız ve bunun ötesine gidemeyiz.
  3. Halklar eski topraklarını vatan toprağı bilir, oraya doğru hareket eder.Biz sadece Türkiye`yi Anavatan bilir, Ahıska`yı ölüme terk ederiz.

Gelelim günümüze. Bu günlerde sosyal medyada Ahıska Türkleri ile ilgili yazıları gördükçe içimden şu ifadeler geçiyor: Hepimiz sorunları biliyormuşuz, fakat sorunun özünü açmaya korkuyoruz.
Bugün çekinmeden aşağıdaki soruları siz değerli okuyucularıma ve tüm Ahıskalı halkıma sormak istiyorum:

  1. Biz 20 binden fazla Ahıska Türkü bugün Türkiye’den vatandaşlık bekliyoruz. Sizce bugün 20 bin kişiye vatandaşlık verildikten sonra, yarın geleceklere ne verilecek? Veya devlet herkese vatandaşlık verecek mi?
  2. Herkese vatandaşlık verilsin Ahıskalı oldukları için, Ahıska`nın kendisinde yaşayanlara ne verilsin?
  3. Ahıska bölgesini zamanında Osmanlı devleti Ruslara verdi diye şikayet eden bizler, bugün bunun yerine Ahıska`yı değil, vatandaşlık talep etmekteyiz. Sizce Ahıska`yı talep etmektense Türkiye’den vatandaşlık talebimiz doğru mu? Veya Vatanımız Ahıska`yı talep etmekte direnseydik tüm haklarımızı bu güne kadar elde etmiş olmaz mıydık? Ayrıca Ahıska’da olmak zaten bir adım ötesinde bulunan Türkiye’de olmakla eş değer olmaz mıydı? Yani bir ayağımız vatanda diğer ayağımız anavatanda…
  4. Kurduğumuz dernekler vasıtasıyla halka hizmet etmemiz gerekirken, her birimiz devletin bir kapısından içeri boylanarak elde ettiğimiz yardımları köşede bucakta bölüşürken, yeniden o kapıya giderek halkın yerine bir şey istemekle doğru mu yaptık?
  5. Herkes kötü günde birleşir, tek yumruk olarak iradesini ortaya koyarken, bizler kendimiz sorun yaratır, sonra ortadan kaybolur, sorunun altında kalana bakarak alay ederiz.
  6. Dışardan gelenler kötü huyunu bırakır, en güzel haliyle topluma karışırken, bizler en kötü hallerimizi sergileriz.

 
Bu yazdıklarım sadece nerede yanlış yaptığımızı irdelemek için bazı kısımlar olabilir. Fikirlerimde hatalarım olabilir, bazı yerlerde sizin gibi düşünmemiş olabilirim. Yazımın sonuna gelirken şimdi sizi bu yazıya başlık olan soru ile baş başa bırakıyorum; biz nerede kaybettik?
 
 

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu