Küçük Taşlar: 3 Ağustos Depremi

15 Temmuz’da yapılan hain darbe girişimi ne mutlu ki Cumhurbaşkanımızın, siyasi partilerin sahibi kişilerin dik duruşuyla, TSK ve Emniyet’te hukukun üstünlüğüne inanan güvenlik güçlerimizle ve özellikle de halkımızın büyük gayretleri ile engellenmiştir. Ancak o dönem sanki gizli eller Ahıska Dünyası’nda bir darbe yaptı! O tarihten itibaren öyle kötü şeyler yaşanıyor ki. Bu yazı dizisini yazmam belki biraz başımı ağırtacak. Belki hakkımda hiç duymayacağım iftiralar bile yapılacak. Ön yargılı ve taraf olmuş insanlar haksız söylemlerde bulunacaklar. Ama olsun! Tüm bunlara değer. Birilerinin yaptıklarını yazıya dökmek gerek. Ahıska Türkleri’nin gerçekleri bilmesi gerekiyor.
kucuk-taslar-3-agustos-depremi-hd
Son yıllarda umutla baktığım yol şu an karanlıkla kaplanmış durumda. Bizde gündem o kadar hızlı değişiyor ki hangisine yetişeceğimizi, hangisiyle uğraşacağımızı bilemiyoruz. Herkes bir yerlerde “ben Ahıska Türkleri’ni temsil ediyorum” sloganları atıyor. Slogan sahipleri Ahıska Türklerine hizmet ettiğini iddia ediyor. Bu iddia sahiplerinden biri de İnegöl’de ki Ahıska ismi taşıyan Derneğin Başkanı Mehmet Taş!
 
Mehmet Taş kendisinin de Ahıskalı olduğunu iddia ediyor. Bu iddianın ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum. En son Bursa’nın Yıldırım ilçesinde Ahmet Köse’nin “Mehmet Bey siz Ahıska’nın hangi köyündensiniz” sorusunu cevapsız bırakmıştı. Bu tabi ki Mehmet Taş’ın Ahıskalı olmadığını kanıtlamaz. Lakin hemen hemen her konuda bilgisi olup olmamasına aldırış etmeden açıklama yapan birinin böyle bir soruyu yanıtsız bırakması benim tuhafıma giden bir olaydır. Özellikle de Mehmet Taş profilini yakından inceleyen bir insan olarak bu benim hep dikkatimi çekmiştir. Bugüne kadar Ahıska’ya dair tek bir cümle söylememiştir. Ahıska göç etmek isteyen Türklerle ilgili tek bir söylemi, çalışması bizlere yansımamıştır. Hedefleri arasında Ahıska var mıdır bilinmez! Lakin Paşa Alihan’ın söylemiş olduğu bir söz bence bu konuda bize ışık verecek bir kaynaktır. Paşa Bey 21 Ağustos’ta Mehmet Taş’ın da hazır bulunduğu bir toplantıda açık bir şekilde Mehmet Bey’e “Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili 2013 yılında İnegöl’e geldi. O dönemde Saakşvili ile görüşmek ve Ahıskalı Türkler’in Ahıska’ya dönüşünde ki engellerini kaldırmasını talep etmek için bir toplantı yapmak istedik. Siz buna karşı çıktınız. Buraya gelmenizden rahatsız olacak Gürcüler var dediniz. Siz Ahıska Türkleri’nin mi Dernek Başkanısınız, Gürcülerin mi?” diye sitemkar sözler sarf etmişti. Mehmet Bey o gün bu iddiayı yalanlamadığı gibi cevaplamadı da! Oysa ki Paşa Bey’den sonra konuşma yapan kişi Mehmet Bey’di.
 
Yaşam böyle garip ve enteresan anlarla doludur. Mehmet Taş’ın aslen Türk veya Gürcü olmasının ya da herhangi bir ırktan olmasının benim nazarımda bir önemi yoktur. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin üstünlüğüne inanan bir bireyim. Lakin her seferinde Türkçülükten dem vuran bir insanın Paşa Bey’in iddiasını cevaplamaması ya da yalanlamaması benim ona olan bakış açımı etkileyecek en önemli faktördür. Çünkü söylemlerinde ki samimiyetini doğrudan ilgilendiren bir olaydır bu! 21 Ağustos’ta yapılan toplantıda bazı kararlar alınmıştı. Özellikle 3 Ağustos’ta İstanbul’da ki DATÜB ofisinde yapılan toplantı sonrası Yıldırım’da yapılan bu toplantı önemliydi. Peki 3 Ağustos’ta neler olmuştu?
 
3 Ağustos Darbesi
Bir çok kişinin bilgi kırıntıları sayesinde bildiği ama Ahıska Türkleri için çok önemli olan o sır toplantıda aslında çokta önemli konular konuşulmadı. Bence toplantının önemli olmasının nedeni konular değil zaten. Benim için toplantıyı önemli kılan şey maskelerin düşmesidir! Toplantı katılımcıları doğru ve yanlış diye nitelendirilen iki kavram arasında saf tutmuştur. Kimin doğru kimin yanlış kavramlarda saf tuttuğu bu yazının konusu değildir. Ama Mehmet Taş’ın o gün kü tavırları bu yazının konusudur. O gün Mehmet Taş’ta Burhan Özkoşar ve benim gibi “vatan hainliği, Ahıska Düşmanlığı ve fırsatçılıkla” suçlanmıştı. Aynı zamanda DATÜB Başkanı Kasanov, Mehmet Taş’a hitaben “Ben bunların kimlik ve Türkiye’ye getirilen Ahıskalılardan alacakları paraya engel oldum. Onun için bizi eleştiriyorlar” demişti. Ben Mehmet Taş’a yapılan bu suçlamara o gün inanmadım. Bugün de görüşüm aynıdır ve inanmak istemiyorum. Lakin hataları yok muydu Mehmet Bey’in? Tabi ki vardı!
İlk hatası tüzüğe dair imza olayında yaşandı. Mehmet Bey, DATÜB tüzüğünün geçersiz olduğunu ve kendisinden habersiz bir şekilde değiştirildikten sonra imzaya zorlandığını beyan etti. Ortada bir usulsüzlük olduğunu ve bu usulsüzlükten şikayetçi olduğunu söyledi. Oysa ki idealist bir ismin, vatansever bir ismin yapması gereken şey bu değildi. Hele de halkı temsil ettiğini beyan eden bir Dernek Başkanı’nın yapması gereken tek şey vardı! Mehmet Bey’in yapması gereken Savcılığa şikayet dilekçesi vermek olmalıydı. Mehmet Bey ile bu konuyu özel olarak daha önceden konuştuğumda üç farklı cevap almıştım. İlk cevabı “savcılığa şikayet ettim” oldu. Bir kaç gün sonra aynı soruyu tekrar sorduğumda verdiği ikinci cevabı “savcılığa şikayet edeceğim” oldu. Yine aradan bir kaç gün geçtikten sonra aynı soruyu sorduğumda bu kezde “dernekler masasına şikayet ettim” dedi. Bir olaya üç farklı cevap veren Mehmet Bey aslında bu olaydan şüphe duyduğu ilk an gidip hukuki makamların kapısını çalmalıydı. Ama çalmamıştı.
İkinci hatası da tüzükle ilgiliydi Mehmet Bey’in. O gün DATÜB Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Molidze tüzükte bir usulsüzlük olmadığını ve tüzüğün geçerli olduğunu savunarak “Yönetim Kurulu üyelerin salt çoğunluğu imzaladığı zaman tüzük geçerlidir” dedi. Konuyla ilgili Ankara’da ki Dernekler Masasından bilgi aldıklarını aktaran Molidze tüzük değişikliğinin Kurultayda gündeme geldiğini delegeler tarafından onaylandığını söyledi. Divan kurulunda üç üyenin bulunduğunu bunlardan Ertan Topçu ve Hayati Başaran’ın fotokopide olan imzalarının üzerine ıslak imza attıklarını belirterek salt çoğunluk sağladığı için diğer üye Yani Mehmet Bey’in imza atmamasının bir anlam ifade etmediğini belirtti. Mehmet Bey farklı bir konuda ama biraz daha kısık bir ses tonuyla itiraz ederken kendisine bir soru yönelterek, tüzüğe karşı çıkarak imza atmamasına neden olan “usulsüzlük” olayını kimden öğrendiğini sordum. “Ertan Topçu” diye cevapladı. Mehmet Bey Divan tutanağına imza atmamasının nedeni olarak Ertan Topçu’yu göstermişti. Ertan Topçu, Mehmet Taş’ın iddiasına göre hem tüzükte usulsüzlük var demişti hem de o tüzüğün değişikliğinin yapıldığı kurultay tutanaklarına imza atmıştı. Bu olay bile her şeyin bir göstergesi niteliğindedir. Lakin ben yazmaya devam etmek istiyorum.
 
Bu yazının devamı olan “Küçük Taşlar: Birliğe Giden Yol” yine bu sitede yayınlanacaktır.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu