Ana Sayfa » Haberler » Ahıska Türkleri » Orhan Gazigil’le Ahıska Türkleri üzerine söyleşi

Orhan Gazigil’le Ahıska Türkleri üzerine söyleşi

Bugün Ahıskalı bir isim konuğumuz. Uzun yıllardır devletin farklı kurumlarında görev yapan ve Ahıska Türkleri ile ilgili birçok çalışmada yer alan Orhan Gazigil ile Ahıska Türkleri’nin bugünü ve yarını üzerine bir söyleşi yaptık.

Veysel: Merhaba Orhan Bey. Ahıska Türkleri’nin günümüzde bir çok problemi var. Ancak bu problemlerin başlıca nedeni sanırım “birlik” duygusuyla tanışmamış bir halk olmamız.

Orhan: Dünya üzerinde Ahıska Türkleri kadar dağınık yaşadığı halde birleştirici bir şuur etrafında kenetlenmemiş çok az toplum vardır. Birlik denilince soydaşlarımızın aklına hemen dernekler, vakıflar ve bunlara benzer yapılar gelecektir. Birkaç kişinin bir araya gelerek bir dernek oluşturmasının teşkilatlanma olduğu sanılıyor. Oysa bir düşünce, ideal ve fikre dayanmayan bu tür yapılar teşkilat değil geçici şeylerdir.

Veysel: Son dönemde yaşanan gelişmeler bizlere Ahıska Türkleri’ni temsil etmek amacıyla kurulan derneklerin büyük bir problem olarak halkımıza yansımalar yaptığını gösteriyor. Ahıskalıları temsil eden derneklerin bir araya gelemediğini ve kendi aralarında mücadele içerisinde olduklarını görüyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Orhan: Evet çok sayıda dernek vardır. Ancak bu derneklerin tümü, binası olmayan çatılara benzemektedir. Yukarıdan bakıldığında bu çatıları görenler Ahıska Türklerinin birlik içerisinde olduğunu ve ortak bir organizma gibi hareket ettiğini düşünebilirler. Oysa gerçekte durum farklıdır. Dernekler veya vakıflar “çalışma izni, vatandaşlık, vatana dönüş mücadelesi” gibi dar kapsamlı konularda çalışmalar yapmaktadırlar. Soydaşlarımız ihtiyaç duydukları sürece bu derneklere müracaat etmekte ve sorunlarına çözüm aramaktadırlar. Sorunlar hallolduktan sonra derneklerle irtibat anlamını yitirmektedir.

Veysel: Bu durum sizce sadece Türkiye’de yaşanan bir süreç mi?

Orhan: Bu durum sadece Türkiye için değil Ahıska Türklerinin yaşadığı bütün ülkeler için geçerlidir. Yurtdışındaki Ahıskalıların dernek ve cemiyetleri ile bağlarının daha sıkı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak buralarda yaşayanlar da herhangi bir varlık gösteremeden hayatlarını sürdürmektedirler.

Veysel: Sizin gözünüzden Ahıska Türkleri’ne bakacak olursak ne görürüz?

Orhan: Bugün gelinen noktada Ahıska Türklerinin önünde duran hayati sorunlar vardır. Bunlar birilerinin söylediği gibi vatandaşlık, ikamet, göç sorunları değildir. Çünkü bu sorunların tamamı Ahıska Türklerinin dışında çözümü olan meselelerdir. Toplumun kendisinin kendi başına çare üretebildiği şeyler değildir.

Vatandaşlık için çare beklediğimiz yer Türkiye Cumhuriyeti makamlarıdır. Ahıska’ya geri dönüş için Gürcistan, Avrupa Birliği gibi dış muhataplar devrededir. Yani bunların vereceği kararı beklemek ve bizim lehimizde karar vermeleri için insafa gelmelerini ümit etmek dışında bir çaremiz yoktur.

Orhan Gazigil – Sankt Peterburg’te resmi temaslar öncesi çekilen bir fotoğraf.

20.yüzyılın ortasında Vatan Cemiyeti gibi teşkilatlarla ilk kez organize olmaya başlayan Ahıskalılar öncelik olarak hep bir yerden başka bir yere göç etmeyi gördüler. Bir ülkeden ayrılarak başka bir ülkeye gitmenin hayalini kurarken, yaşadıkları ülkelerde yeni nesiller dünyaya geldi. Bir zamanlar açılması için çaba gösterilen kapılar açıldı. İsteyenin istediği yere gidebileceği bir ortam oluştu. Ancak bu gelişme, Ahıska Türklerinin dünya üzerinde dağınık bir halde yaşamaya devam ettiği gerçeğini değiştirmedi. Türkiye’ye, ABD’ye, Gürcistan’a gidenler yeni düzenlerini kurdular. Ancak bunların birkaç katı insan Orta Asya, Rusya ve Ukrayna topraklarında kalmaya devam etti. Buralarda kalan insanlar yarınlarının ne olacağından habersiz bir şekilde farklı devletlerin ve uluslararası kuruluşların insafını bekleyerek bir umutla hayatlarını devam ettiriyorlar.

Veysel: Halkımızda umuda yönelik bir inancın olduğu doğrudur. Peki sizce bu umutlu bekleyişlerinden bir sonuç çıkacak mı?

Orhan: Gerçekçi olmak gerekirse hiçbir sonuç çıkmayacak. Hiçbir devlet veya kuruluş Ahıska Türklerini ve onların problemlerini öncelikli bir konu olarak görmüyor ve görmeyecek. Bunu normal bir şey olarak kabul etmek lazım. Çünkü her ülkede elli bin, yüz bin civarında dağınık olarak yaşayan bir topluluğun sorunları kimse için öncelikli mesele olamaz. Ahıskalıların sorunlarının kimsenin öncelikli olmadığını görüyor ve anlıyoruz. Bu doğru. Ancak bu durum, Ahıska Türklerinin kendi sorunlarını umursamaması gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine şunu gösteriyor ki, Ahıska Türkleri kendilerinden başka hiç kimseden bir şey bekleyecek durumda değiller. Hangi kapıyı çalarlarsa çalsınlar karşılarında onların sorunlarına duyarsız, umursamayan, geçiştiren insanlar görüyorlar ve görmeye devam edecekler.

Veysel: Peki bu durumun sebebi nedir?

Orhan: Aslında cevabını hepimiz biliyoruz. “Ahıskalılar hiçbir zaman bir olmadılar”. Yani ortak bir kadere, ortak bir geleceğe, ortak bir menfaate inanmadılar. Sahip oldukları tek ortak şey sürgünün acısı oldu. Ahıska Türkleri sadece coğrafi olarak dağınık yaşamıyor. Ahıska Türklerinin ruhları ve akılları da birbirinden kopuk halde. Her fert veya aile kendi geleceğini kurtarmaya çalışırken ortak bir halk bilinci oluşmuyor.

Veysel: Bu dediğinizi bir örnek vererek açıklayabilir misiniz? Sizce Ahıska Türkleri gibi dağınık yaşayan ama Ahıska Türklerinin aksine ortak bir geleceğe inanan toplumlar var mıdır?

Orhan: Dünyada dağınık olarak yaşayan diğer toplumlara bakalım. Göreceğiz ki hepsi tarih içinde ortak bir bilince ulaşmıştır. Yahudiler böyledir mesela. Bir din etrafında birleşmişler ve dünyanın en etkili toplumu olmuşlardır. Ermeniler böyledir. Osmanlı topraklarından çıktıktan sonra 1915 olayları etrafında ortak bir inanış icat etmişler ve dünyanın her yerindeki Ermenilere sahip çıkan ve birleştiren örgütlenmeler yapmışlardır. Kırım Tatarları da böyle bir tecrübe yaşamıştır. Kırım’a geri dönüş mücadelesi bir milli ideoloji haline getirilmiş ve Kırım Tatarları ortak bir duyguya sahip olmuştur. Hatta Balkanlarda yaşayan Türk kardeşlerimiz bile daha birleştirici bir şuur ile hareket etmekte ve bir dayanışma içinde yaşamaktadırlar.

Görüyoruz ki Ahıska Türkleri bu birlik şuuruna henüz ulaşmamıştır. Evet Ahıska Türkleri Türklüğün dışında bir halk değildir. Ayrı bir etnisite değildir. Ama 1800’lü yıllardan beri kendi kaderini, kendi başına yaşamak zorunda kalmış ve kendi gerçekliğine sahip olmuş bir toplumdur. Mesela Balkanlardaki Türk kardeşlerimiz bu bedeli yaşadıkları ülkelerde ödemiştir. Bulgaristan’da yaşayanlar Bulgaristan’da, Yunanistan’da yaşayanla Yunanistan’da. Oysa Ahıska Türkleri bu bedeli defalarca farklı farklı ülkelerde ve coğrafyalarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu da bu topluma başka hiçbir Türk topluluğunda olmayan özellikler kazandırmıştır. En önemli özellik ise, bütün şartlarda kimliğini koruyabilme ve her trajediden sonra yeniden dirilebilme özelliğidir.

Veysel: Bu dediğiniz durumdan yola çıkarak Ahıska Türklerinin sorunu halkı birleştirecek ve örgütlendirecek bir derneğin olmaması diyebilir miyiz?

Orhan: Ahıska toplumu bir organizmanın uzuvları gibi yaşamamaktadır. Bir yerde meydana gelen bir gelişme diğerleri için sadece sohbet mevzusu olacak kadar önem taşımaktadır. Sorun, derneklerin olmaması sorunu değildir. Sorun, Ahıska Türklerine bu şuuru verecek bir hareketin, inanç ve prensipleri belirleyecek bir anlayışın olmamasıdır. Dünya üzerindeki bütün Ahıska Türklerini ortak kader ve amaç uğrunda birleştirecek prensiplerin, ilkelerin ve değerlerin ortaya çıkması gereklidir. Bunun da yolu günlük boş davalarla değil, kalıcı, derin ve fedakarca yürütülecek bir davadan geçmektedir. Bu dava, Ahıska toplumunun her ferdinin derdini dert edinen, halkın dünya üzerinde güçlü bir toplum olmasını önceleyen bir davadır. Başkalarına el açarak bir şeyler bekleyen değil, kendi gücünü birleştirerek yol alacak ve gelecek için büyük hayaller kurabilen insanların davasıdır.

Veysel: Bu dava ne davasıdır, neyin davasıdır?

Orhan: Bu dava “BİZ” olma davasıdır. Kutludur ve mukaddestir. Çünkü “ben” olma davaları halkımızı zillete düşürmekten başka hiçbir şeye yaramadı. Zaman kaybı, insan kaybı, ümitlerin kaybından başka elimize hiçbir şey geçmedi.

Veysel: Siz Ahıska Türklerinin bu davayı sahipleneceğine inanıyor musunuz?

Orhan: Ahıska Türkleri bir başkaldırıya hazırlanıyor. Kendi kendilerini zincirledikleri esarete, sinmişliğe, korkuya, küçüklüğe başkaldırıdır bu. Kendi aklına, servetine, imkanlarına, gücüne güvenmekten başka bir çıkar yolu olmadığını görüyor, anlıyor ve buna hazırlanıyor. Ben halkımızın her ferdinin kendilerini küçülten, aciziyet içinde gösteren seslerden usandığını düşünüyorum. Bu yüzden başka bir yol arayışının olduğuna inanıyorum.

Veysel: Bu dedikleriniz milliyetçilik kavramıyla özetlenecek bir hareket olarak tanımlanabilir mi?

Orhan: Bu bir milliyetçilik değildir. Ahıskalılar Türk’tür. Ve eğer milliyetçilik yapacaklarsa Türk milliyetçiliği yaparlar. Ancak şu da bir gerçektir ki, Ahıska Türkleri başka şartlarda yaşamak zorunda olan Türklerdir. Dağınık ve savruk bir şekilde yaşıyorlar. Her Ahıska Türkü’nün dünyanın birkaç ülkesinde yakınları, akrabaları vardır. Ve acılar çekilirken bu insanlar ıstıraplarını kendi başlarına yaşamak zorunda kalıyorlar. Oysa bu böyle olmamalı. Halkımızın hiçbir ferdi kendini terk edilmiş, unutulmuş, bir kenara atılmış hissetmemeli. Bir başka ülkeye ne için giderse gitsin orada kendisine el verecek, destek olacak yakınlarının olduğunu bilmeli. Bu şuurla kendine güvenerek yaşamalı.

Veysel: Ahıska Türkleri kendine güvenerek yaşamalı diyorsunuz. Bu güven nasıl olmalı, hangi düzeyde gerçekleşmeli? Ahıskalılar farklı kategorilerde sorunlara sahip bir toplum. Siyasetten ekonomiye hatta gençlerimize kadar uzanan bir çok problem Ahıska Türklerinin yakasını rahat bırakmıyor.

Orhan: Bir Ahıska Türkü tüccar bilmelidir ki, para kazanmak için bir işyeri açmaya çalıştığında kardeşleri yanında olacak ona destek olacaklardır. Siyaset meydanına giren bir Ahıska Türkü bilmelidir ki, arkasında binlerce insan onun başarısı için çalışmakta ve dua etmektedir. Eğitim gören bir Ahıskalı genç bilmelidir ki sahipsiz değildir ve halkının kaynakları onun eğitimini tamamlaması için kullanılacaktır. Ahıskalı bir gariban bilmelidir ki müracaat edecek bir yeri vardır ve halkı onu yalnız bırakmayacaktır. Soydaşlarımız ikinci, üçüncü sınıf işleri değil en yüksek hedefleri hayal edecektir. Ancak bunlar örgütlü bir toplum olduğu zaman hayata geçebilir.

Veysel: Bu dedikleriniz bir dernek veya kurum aracılığıyla yapılacak şeyler değil sanırım.

Orhan: Bunları hiçbir devletten, hiçbir kuruluştan bekleyecek durumda değiliz. Ne yazık ki yaşadıklarımız bize bunu acı bir şekilde öğretti. Kendimizden başka inanacak, güvenecek, dayanacak gücümüz yoktur. Ancak bu inanca ulaşabildikten sonra bir değer kazanabileceğiz. Bu inanç bir toplumsal teşkilatlanmayı doğuracaktır.

Veysel: Son olarak Ahıska Türklerine bir mesajınız var mı?

Orhan: Aslında verilmesi gereken mesajların çoğunu yukarıda verdim ama bir şey söyleyebilirim. Biz Ahıska Türkleri geçmişine baktığı zaman sadece acı olayları gören bir toplumuz. Oysa artık geçmişle birlikte geleceği de konuşmamız lazım. Daha doğrusu bu geleceği kendimiz kurmak zorundayız. Ahıskalı genç kuşaklar bu şuurla hareket etmeli ve yarınlar için harekete geçmelidir.

Siteniz aracılığı ile bütün soydaşlarımızı saygı ve muhabbetle selamlıyor, gelecek günlerin daha güzel ve aydınlık olacağına dair umut içinde olmalarını diliyorum.

 

Orhan Gazigil ile yapılan bu söyleşi internet üzerinden gerçekleştirilmiştir.
Ahıska Türkleri'ni biliyor musunuz?
Ahıska Türkleri'ni biliyor musunuz?

Yazar: Veysel VEYSEL

1988 Özbekistan doğumlu olan Veysel aslen Ahıska Türkü’dür. 1993 yılında TBMM tarafından çıkarılan Göçmen ve İskan kanunundan yararlanarak ailesi ile birlikte Türkiye’ye göç etmiştir. Göç ettiği şehir olan Iğdır’da ilköğretim ve lise eğitimini tamamlayan Veysel, 2005 yılında Bursa’ya göç etmiş ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversite mezunu olan Veysel, Global Perspektif isimli derginin Genel Yayın Yönetmenliği'ni yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir