Soyumuz, Tarihimiz, İsmimiz! Sıradaki Değişim Ne Hakkında Olacak?

Türk Dil Kurumu, “bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü” diye tanımlar değişim sözcüğünü. Antik Yunan döneminin ünlü filozoflarından Heraklitos ise binlerce yıl öncesinden şöyle tanımlamıştır değişimi; değişmeyen tek şey değişimin kendisidir! Değişim, değişme, değişkenlik…

14 Kasım 1944’te Ahıska’dan sürülen Türkler sonraki dönemlerde çok farklı evrelerden geçerek zaman içinde bazı değişimlere uğradı. Bu değişim bazen güzel neticelere gebe olsa da genel anlamda toplumsal ilerleme kaydetmemizi sağlayacak bir misyona hizmet etmedi. Öyle ki  1980’lere geldiğimizde üç farklı kutup üzerinden yaşamını devam ettirmek isteyen bir toplum ile karşılaşmıştık. Bugün hala bazı Ahıskalı STK’ların kavrayamadığı üç farklı düşünce türü şöyleydi;

  • Ahıska’ya dönmek
  • Bulunduğumuz (Sovyetler Birliği’nin sürgün ettiği) bölgede yaşamak
  • Türkiye’ye göç etmek

Bu fikirler içerisinde en az destek gören fikir tabi ki Türkiye’ye dönme fikriydi. 1980’lerden bahsediyoruz. Henüz reform hareketleri başlamamış ve SSCB’de Türk diye anılan tek toplum olan Ahıskalılara karşı sert ve baskın politikaların izlendiği yıllar. Sadece KGB değil GRU tarafından da kıskaç altına alınan bir toplumda cılız denecek bir ses çıkmıştı: Türkiye’ye göç edelim (1).  Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’da birbirinden habersiz ve bağımsız kişiler 1980’lerde dile getirmeye başlamıştı bu söylemi. Zaman ilerledi. SSCB’de reformlar yapılmaya başladı. Artık daha yüksek bir sesle dile getiriliyordu Türkiye fikri.

Başlarda cılız bir ses olarak görülen ancak daha sonra güçlü bir harekete dönüşecek olan bu fikir ilk tepkiyi dönemin yöneticilerinden (ya da diğer tabirle liderlerinden) gördü. Hatta iş öyle bir sürece gitti ki Gürcistan’ın dayattığı her fikri kabul eden o dönemki Vatan Cemiyeti Başkanı Yusuf Serverov tarafından bu fikri destekleyenler “vatan haini” olarak suçlandılar. Oysa ki zaman Türkiye fikrini savunanları haklı çıkaracak ve Yusuf Serverov 1990’larda bayrağı devraldığı Enver Odobaşev tarafından “vatan hainliği” ile suçlanacaktı (2).

 

3835 sayılı “Ahıska Türklerinin Türkiye´ye Kabulü ve İskanına Dair Kanun”un çıkarılmasında en büyük pay hiç şüphesiz dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a aittir.

Zaman akıp gitti. Önce 1992’de 3835 sayılı “Ahıska Türklerinin Türkiye´ye Kabulü ve İskanına Dair Kanun” ismiyle bir kanun kabul edildi TBMM’de. Sonrasında ise 1993’te ilk göç hareketi başladı. Bu göç hareketi ile birlikte üç farklı düşünce yapısına sahip Ahıska Dünyasında, “Türkiye’ye göç etme” fikri artık ana fikir olarak kabul görmeye başladı. Öyle ki yaklaşık 25 yıl içerisinde 200-250 bin civarı Ahıskalı, yeni bir yaşam kurmak üzere vatan olarak kabul ettiği Türkiye’ye göç etti (3).

Zaman içine yayılan Türkiye’ye göç hareketi Ahıskalıları farklı yeni kavramlar ile tanıştıracaktı. İlk yıllar kimliksel konularda ki tartışmalar ile geçti. Yıllarca Türk olmanın verdiği gurur ile yaşamış Ahıskalılar bir anda Türk Tarihinin iki farklı kutbu arasında tercih yapmaya zorlandı. Ya Kıpçak olacaksın ya Oğuz (4). Sonraki dönemde bu tercih hakkı elinden alınan Ahıskalılar “birilerince uygun görülen” şekilde Kıpçak olarak tanımlandı. O “birilerinin” isimleri, cinsiyetler veya yaşları önemli değildi. Önemli olan kendilerinde Ahıskalıların kaderini belirleyecek yetkinliği görüyor olmalarıydı. Bu yetkinlik zamanla öyle bir boyuta gelecekti ki eline mühür aldığını sanan herkes kendini Sultan Süleyman zannedecek, fermanlar yayınlayacaktı. Öyle ki bazı zamanlar bu “birileri” içerisinde yer alan kişiler, Ahıskalı insanların kendileri hakkında basına demeç vermesini veya kendi düşüncesini ifade etmesini bile yasaklayacaktı.

Ahıskalılar, içine çekildikleri Kıpçak-Oğuz karmaşasının içerisinde boğuşurken “birileri” yine boş durmamıştı. Ahıskalıları yönettiğini sanan ve kendilerini her türlü yetkinliğe sahip bir irade olarak gören “birileri” bu kezde Ahıskalıların Sürgün Tarihi’ni tanımlama girişiminde bulundu. Tartışmaya kapalı bir şekilde yeni bir tarih lanse edildi: 15 Kasım 1944. “Birileri” tarafından uygun görülen bu tarih artık Ahıskalıların gerçek sürgün tarihi olarak tarihe not düşülecekti (5).

Ahıskalılar yaklaşık 15 yıllık süreçte iki farklı kavram ile tanışmıştı. “Birileri”nin başını çektiği grup Ahıskalıların aydınlanması için kimseye sormadan, kimseyle istişare yapmadan “gönüllerine” göre açıklamalar yapıyordu. Ve zaman Ahıskalıları yeni bir kavramla daha tanıştıracaktı: Ahıskalı Türkler!

1993 yılında gelen Ahıskalılar için kullanılan resmi ifade Ahıska Türkleri olarak geçmişti. Sonrasındaki süreçte de değişen bir şey olmadı. Hep Ahıska Türkleri diye devam etti. Sonra yine “birileri” durup dururken “Ahıska Türkleri ifadesi yanlıştır aslında Ahıskalı Türkler dememiz lazım” diye ortaya çıktı. Hatta bir ara “Türk dememize bile gerek yok” diyen “birileri”de oldu. Ama bu söylemin üzerinde pek durulmadı. Gündemde hep Ahıskalı Türkler ifadesi kaldı. Sonuç olarak Ahıskalılar yeni bir kavramla daha tanışmıştı. Üstelik diğer iki kavramın kar zarar bilançosu henüz görmeden. Peki Ahıskalı Türkler mi Ahıska Türkleri mi?

Aslında bana soracak olursanız mantık açısından benim için iki ifade biçimi de uygundur. Ahıskalı Türkler veya Ahıska Türkleri arasında bir fark yoktur. Kanuni açıdan bakacak olursak da  Ahıska Türkleri ifadesi doğru bir kullanım olur. Ancak her ne olursa olsun iki ifade biçimi de üzerinde durup tartışılması hatta yazılar yazılması gereken bir konu değildir. Mesele kontrol edemediğimiz zaman kavramı ile ilgilidir. Zaman hızla geçmekte ve Ahıskalılar pati çeken bir araba misali yerinde durmaya devam etmektedir. Bugün Ahıskalıların gündeminde “birileri” tarafından bu tür kavramlar yer almamalıdır. Bugün farklı konulara değinmeli, farklı konular üzerine fikir tartışmaları yapmalıyız. Örneğin;

  • Kırgızistan’da dün yaşanan iç savaş dahilinde orada yaşayan Ahıskalıların durumu ne olacaktır? Onları ne tür tehlikeler beklemektedir?
  • Azerbaycan’ın haklı bir şekilde Dağlık Karabağ’da gerçekleştirdiği askeri harekatın hem Ahıskalılar hem de Türk Dünyası açısından getirileri neler olacaktır?
  • Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde Ahıskalılar Türkiye için ne tür girişimlerde bulunabilir?
  • Ahıska’da (özellikle de Ahılkelek’te) yaşayan Ermenilerin her sene giderek güçlenmesi bölgede nasıl bir krize yol açacaktır?
  • Ahıska’nın Ermenistan’a ilhak edilmesi ya da Gürcistan’dan ayrılması durumunda hangi anlaşmalar gerekçe gösterilerek oraya yönelik uluslararası bir diplomasi yürütmemiz gerekir?
  • Türkiye’ye getirilmesi düşünülen/planlanan 100 bin Ahıskalı’nın başta Posof olmak üzere Kuzeydoğu Karadeniz bölgemize yerleştirilmesi hem Türkiye hem Ahıska açısından neden önemlidir?
  • UNICEF tarafından yok olacak Türk dilleri grubunda gösterilen Ahıska Ağzını (doğru kullanımı şive değil ağızdır) kurtarmak için ne tür çalışmalar yapılmalıdır?
  • Başta Kazakistan olmak üzere farklı bölgelerde Ahıskalıların içine sızarak PKK başta olmak üzere Türkiye’ye zararlı oluşumları/terör gruplarını destekleyen azınlıklarla (Ahıskalı Kürtler, Ahıskalı Hemşinler) nasıl bir mücadele politikası yürütülmelidir?
  • DATÜB’ün üye olduğu Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı’nda (Conference of INGOs) Ahıskalılar veya Türkiye için ne tür çalışmalar yapılabilir?
  • Türkiye’de 2023’te yapılması planlanan seçimlerle ilgili izlenmesi gereken siyasi stratejimiz nasıl olmalıdır?
  • Sovyetler Birliği’nin Ahıskalılara uyguladığı soykırımla ilgili dağılmadan önce yaptığı resmi itiraflar Lahey’de nasıl değerlendirilebilir?
Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı’na (Conference of INGOs) ait toplantıdan bir görüntü.

Bunlar şimdilik aklıma gelen sorulardı. Belki soruların kapsadığı çalışma alanı daha da arttırılabilir ancak görünen o ki; Ahıskalılar “birileri” tarafından uydurulan/çıkartılan boş kavramlar üzerine yoğunlaştıkça kendilerini doğrudan etkileyecek asıl gündem konularından uzak kalacak. Bu durum ise Ahıskalılar için kısa vadede zarar uzun vadede ise yıkım ile sonuçlanması muhtemel bir gelecek senaryosudur. Değişim ile başladığım sözlerimi yine değişimle bitirmekte fayda görüyorum. Türk Edebiyatı’nın usta kalemlerinden Ahmed Hamdi Tanpınar’ın da dediği gibi; hiç kimse değişime karşı değildir, yeter ki ucu kendisine dokunmasın.

Ek Açıklamalar

1 – Bu fikrin nasıl ortaya çıktığını, nasıl bir süreçten geçtiğini ve zaman içerisinde nasıl geliştiğini yazmayı çok isterdim ancak öylesine uzun bir konu ki o bölümü bu yazıya dahil edemedim.
2 – Ahıska Türkleri’nin Vatana Dönüş Hareketi’ni başlatan ve bu uğurda çok büyük fedakarlıklarda bulunan Enver Odobaşev, 1990’ların ortalarında Yusuf Serverov’u “içimize sızdırılmış ajan, vatan haini” olarak suçlamıştır.
3 – Dünya Ahıska Türkleri Birliği’nin kuruluş yıllarında o dönemki tüzükte yer alan “her 10 bin kişiye 1 delege hakkı tanınır” ibaresine uygun olması bakımından Türkiye’de ki Ahıskalılar 70 bin, Dünya’da ise toplamda 550 bin civarı olarak lanse edilmiştir. Böylece DATÜB Başkanı, 55 delege ile seçilmiştir. Oysaki sadece Bursa’ya göç etmiş Ahıskalı nüfusu bile 70 binin çok çok üzerindedir.
4 – Kimliksel yönden tanımlama yapma zorunda bırakılırsak Ahıskalılar için Oğuzlardan geldiği yönünde bir söylem kullanmak daha doğru olabilir. Hem konuştukları dil açısından hem de kültürel bakımdan Ahıskalıların, Oğuzlar ile ilişkisi yüksek derecededir. Ancak bu Ahıskalılar içerisinde yer almış olan Kıpçakları yok saymak anlamına gelmemelidir. Zaten Ahıska bulunduğu coğrafi konum nedeniyle bir çok farklı Türk Toplumuna ev sahipliği yapmıştır. Geçmişte bunun örneğine sıkça rastlarız. Örneğin Büyük Selçuklu Devleti’nin Sultanı Alparslan, 1068 yılında Ahıska’yı fethetmiştir. Başka bir açıdan bakacak olursak Ahıskanın en önemli yerleşim birimlerinden biri olan Azgur (kendi deyimleri ile Ağzur) ifadesi, Orhun Kitabelerinde yer alan bir kelimedir.
5 – Sürgünün canlı tanıkları 14 Kasım 1944 tarihini baz alır. Sovyetler Birliği’nde farklı dönemlerde 14 Kasım 1944 tarihi belgelerde geçmiştir bir tarihtir. Stalin’in kızı bile yazmış olduğu kitapta bu tarihi kullanmıştır.
Birileri: Bir şahıs veya dernekten ziyade farklı dönemlerde benzer fikirleri birbirinden bağımsız bir şekilde savunmuş düşünce akımı oluşturulan insanlar kastedilmiştir.

Veysel VEYSEL

 

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir